}

İstilacı Tür Detay

Selvi Yaprak Biti

Sistem : Karasal
Alem Şube Sınıf Takım Aile Cins / Tür
Animalia Arthropoda Insecta Hemiptera Aphididae Cinara cupressi
Genel Ad:

Selvi Yaprak Biti

Sinonim:

-

Özet:

Aphididae familyası türleri bitkilerin farklı kısımlarında yaşayan ve bitki özsuyu ile beslenen küçük yumuşak vücutlu böceklerdir. Vücutları 1-10 mm arasında değişen büyüklükte ve genellikle armut şeklindedir. Watson ve diğerleri (1999), Cinara cupressivora'nın, Doğu Yunanistan ile Hazar denizinin hemen güneyinde yer alan nispeten yüksek irtifalarda doğal olarak duran Cupressus sempervirens üzerinde evrimleşmiş olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Yanlışlıkla Doğu Afrika'ya ulaştığında, bu yaprak biti Cupressaceae yerlilerinde, yüksek rakımlı ormanlarda yayılış göstermiştir (Ciesla, 1991). Afitlerin küçük boyda olmaları, bitki dokuları arasında gizlenebilmeleri nedeniyle meydana getirdikleri zararlar insanlar tarafından pek fazla fark edilememektedir. Koloni halinde yaşayan afitler bitkilere oldukça büyük zararlar verebilmektedir. Afitlerin bundan yaklaşık 280 milyon yıl önce ortaya çıktıkları tahmin edilmektedir. Tür sayısında görülen en büyük artış angiospermlerin ortaya çıkması ile gerçekleşmiştir. Genellikle ılıman bölgelerde yaygın olarak bulunmalarına karşılık tüm dünyada dağılım göstermektedirler. Şu anda dünya üzerinde bulunan mevcut afit türlerinin %70 kadarı Aphidinae ve Drepanosiphinae familyalarına aittir. Greenideinae ve Hormophidinae familyaları ise mevcut afit türlerini %7’sini oluşturur. Bu familyalara dahil türler genellikle Güneydoğu Asya ve Avustralya’da dağılım göstermektedir. Selvi yaprak bitlerinin doğal dağılımı, aşırı kalabalıklaşma ve çevresel ipuçlarına yanıt olarak her yıl birkaç kez üretilen kanatlı formların uçuşudur (Kairo ve Murphy, 1999). Kanatlı yaprak bitleri güçlü uçucudur ve rüzgar tarafından uzun mesafelere taşınabilir. Ayrıca yaprak bitleri ağaç kabuğuna karşı çok iyi kamufle edilir ve dikim stoğunda kolayca taşınır (Ciesla, 1991).Afitlerin yaşam döngülerinde döngüsel partenogenezis görülmektedir. Afitler ilkbahar ve yaz aylarında partenogenetik, sonbaharda ise eşeyli ürerler. Yaprak bitleri ana gölgenin iç ve alt kısımlarındaki küçük dallar ve dalların kabuğunda beslenir (Ciesla, 1991). 

Tür Tanımı

"Aphididae familyası türleri bitkilerin farklı kısımlarında yaşayan ve bitki özsuyu ile beslenen küçük yumuşak vücutlu böceklerdir. Vücutları 1-10 mm arasında değişen büyüklükte ve genellikle armut şeklindedir.

Afitlerin vücutları segmentli yapıda olup, bu segmentler az çok belirgindir. Vücut baş, göğüs, karın olmak üzere üç kısımdan oluşur. Başın ön kısmı ile kuyruğun başlangıcı arasındaki mesafe vücut uzunluğunu verir.

C. cupressi'nin üyeleri, uzun, ince kıllarla kaplı kahverengimsi gri yaprak bitleridir. Arka tarsusun ikinci segmentinin bazal genişliğinden daha kısa olması bakımından diğer Cinara türlerinin çoğundan farklıdır. Subgenital plaka üzerinde çok sayıda kıl bulunur (Eastop, 1972; Blackman ve Eastop, 1994).
C. cupressi'nin muhtemel kompozit karakteri biyoloji ve ekoloji hakkında genelleme yapmayı zorlaştırmaktadır. Yetişkin dişiler kanatsız veya (bazen) kanatlı olabilir.
"

Yaşam Alanı

"Watson ve diğerleri (1999), Cinara cupressivora'nın, Doğu Yunanistan ile Hazar denizinin hemen güneyinde yer alan nispeten yüksek irtifalarda doğal olarak duran Cupressus sempervirens üzerinde evrimleşmiş olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Yanlışlıkla Doğu Afrika'ya ulaştığında, bu yaprak biti Cupressaceae yerlilerinde, yüksek rakımlı ormanlarda yayılış göstermiştir (Ciesla, 1991).

C. cupressi içindeki farklı popülasyonların farklı konakçı tercihleri olduğu görülmektedir. Cinara sabinae neredeyse sadece Juniperus scopulorum üzerinde gözlenmektedir. Cinara canadensis, Juniperus virginiana'da tanımlanmıştır. Cinara cupressi ise Avrupa'daki Cupressus türleri, J. scopulorum, J. virginiana, T. occidentalis ve Thuja plicata'da kaydedilmiştir (Watson ve diğerleri, 1999).
Afitlerin bundan yaklaşık 280 milyon yıl önce ortaya çıktıkları tahmin edilmektedir. Tür sayısında görülen en büyük artış angiospermlerin ortaya çıkması ile gerçekleşmiştir. Genellikle ılıman bölgelerde yaygın olarak bulunmalarına karşılık tüm dünyada dağılım göstermektedirler. Şu anda dünya üzerinde bulunan mevcut afit türlerinin %70 kadarı Aphidinae ve Drepanosiphinae familyalarına aittir. Greenideinae ve Hormophidinae familyaları ise mevcut afit türlerini %7’sini oluşturur. Bu familyalara dahil türler genellikle Güneydoğu Asya ve Avustralya’da dağılım göstermektedir.

C. cupressi, büyük olasılıkla Kuzey Amerika ve Suriye'ye özgü bir yaprak bitidir. Önemli hasara neden olduğu ve yakın zamanda Avrupa, Afrika, Güney Amerika ve Orta Doğu'nun bazı bölgelerinde yayılış gösterdiği bildirilmektedir.

C. cupressi'nin muhtemel kompozit karakteri, burada sağlanan dağıtım listesinin potansiyel olarak farklı birkaç türün dağılımlarının bir bileşimi olduğu anlamına gelir. Cinara sabinae sadece ABD'den (Arizona, Colorado ve Utah); Cinara canadensis Kanada (Ontario) ve ABD'den (Pennsylvania); ve Cinara cupressi Kaliforniya ve İngiltere'den (Watson ve diğerleri, 1999); Lachnus juniperinus ise Polonya'dan kaydedilmiştir. C. cupressi ve Cinara cupressivora'nın bilinen dağılımları sadece İngiltere'de çakışmaktadır (Watson ve diğerleri, 1999).

Aşağıdaki giriş tarihleri yaprak bitlerinin önemli hasara neden olduğu veya son girişler olarak bildirildiği ülkelerle ilgilidir. Bu listeye ilgili nüfusun yerli olabileceği veya hasarın raporlanmadığı veya giriş tarihinin bilinmeyecek kadar erken olduğu ülkeler dahil edilmemiştir.

Avrupa'da: İtalya, 1978 öncesi (Binazzi, 1978); Belçika ve Fransa, 1980 öncesi (Latteur ve Grasso, 1980; Rabasse ve Grasso, 1980); Bulgaristan, 1988 öncesi (Scheurer, 1991); ve Portekiz, 1996 öncesi (Ilharco, 1996).

Orta Doğu'da: İsrail, 1980 (Mendel ve Golan, 1983); Ürdün, 1987 öncesi (Mustafa, 1987); ve Yemen, 1999 öncesi (Watson ve diğerleri, 1999).

Afrika'da: Malavi, 1986 (Ciesla, 1991); Tanzanya, 1987 (Ciesla, 1991); Burundi, 1988 (Ciesla, 1991); Ruanda ve Uganda, 1989 (Ciesla, 1991); Kenya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (Zaire) ve Zimbabve, 1990 (Ciesla, 1991); Güney Afrika, 1993 öncesi (Watson ve diğerleri, 1999); Libya ve Fas, 1994 öncesi (Al Najar ve Nefrya, 2000; Watson ve diğerleri, 1999); ve Mauritius, 1999 (Watson ve diğerleri, 1999).

Güney Amerika'da: Kolombiya, 1991 öncesi (Ciesla, 1991); ve Brezilya (Sao Paulo), 2000 (Sousa Silva ve Ilharco, 2001).

Türkiye’deki duruma baktığımızda ise ilk kayıdın 2001 yılında Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesinden bildirildiği belirlenmiştir (Aslan ve Uygun, 2005). Kastamonu İli’nde yapılan bir çalışmada, Taşköprü yolu üzerindeki Cupressus sempervirens’lerin üzerinde 01.06.2004 tarihinde tespit edildiği bildirilmiştir (Unal ve Ozcan, 2005).
"

Üreme Bilgisi

C. cupressi'nin muhtemel kompozit karakteri biyoloji ve ekoloji hakkında genelleme yapmayı zorlaştırmaktadır. Yetişkin dişiler kanatsız veya (bazen) kanatlı olabilir. Kışları soğuk olan ülkelerde en azından bazı nüfuslar (ör. Cinara sabinae ve Lachnus juniperinus), yumurta olarak kışlamak için cinsel dişiler ve kanatlı erkekler üretir (Gillette ve Palmer, 1924; Watson ve diğerleri, 1999). Daha ılıman iklimlerde, Cinara cupressivora ve Cinara cupressi tüm yıl boyunca aseksüel (partenogenez ile) ürerler. Her yıl üretilen nesillerin sayısı, ev sahibi kalitesine ve çevresel koşullara bağlıdır. Yapılan çalışmalarda İtalya'da yılda 11 ila 12 nesil (Binazzi, 1997) ve Ürdün’de 8 ila 10 nesil (Ciesla, 1991) oluştuğu bildirilmiştir. C. cupressivora için, Kairo ve Murphy (1999) oluşturdukları farklı sıcaklıklarda yaşam tablolarına göre gelişme ile doğurganlığın en yüksek 25 °C'de (test edilen en yüksek sıcaklık) olduğunu ortaya koymuşlardır.

Yaşam Döngüsü

"Afitlerin yaşam döngülerinde döngüsel partenogenezis görülmektedir. Afitler ilkbahar ve yaz aylarında partenogenetik, sonbaharda ise eşeyli ürerler.

Afitler sonbaharda yumurtalarını odunsu bitkilerin üzerine bırakırlar. Kışı bu konak üzerinde geçiren yumurtalar fundatrixleri meydana getirirler. Fundatrixler vivipar çoğalır ve fundarrixgeniaları oluştururlar. Bunlar kanatlı veya kanatsız olabilirler ve vivipar olarak çoğalırlar. Kanatlı formlar ilkbahar sonunda ikinci konağa göçer. İkinci konakta vivipar olarak çoğalır ve kolonileri oluştururlar bunlar virginoparlardır. Yaz sonlarında virginoparlar kanatlı ve kanatsız partenogenetik dişileri oluştururlar. Bunlar birinci konak üzerinde kanatsız dişi ve kanatlı kanatsız erkeleri oluştururlar. Çiftleştik den sonra yumurtalar dişi birey tarafından kışı geçirmek üzere odunsu bitki üzerine bırakılır. Şartlar uygunlaşana kadar burada kalırlar.
"

Beslenme Bilgisi

C. cupressi üyeleri, 10 cm dal başına 80 yaprak biti ile gölgede güçlü ışık ve yoğun kolonilerden kaçınırlar. Yaprak bitleri ana gölgenin iç ve alt kısımlarındaki küçük dallar ve dalların kabuğunda beslenir (Ciesla, 1991). Atılan şekerli özsu, yeşillik dahil yüzeylerin üzerini kaplar. Bu şekerli yataklarda genellikle isli küf gelişir.

Genel Etki Bilgisi

"Afitlerin küçük boyda olmaları, bitki dokuları arasında gizlenebilmeleri nedeniyle meydana getirdikleri zararlar insanlar tarafından pek fazla fark edilememektedir. Koloni halinde yaşayan afitler bitkilere oldukça büyük zararlar verebilmektedir. Sonuç olarak;

1. Gelişmeleri ve üremeleri için gerekli olan besin maddelerini bitki özsuyunu emmek suretiyle sağladıklarından dolayı bitkide büyüme ve gelişimin durmasına, sararma ve kurumalara, yaprak, meyve ve sürgün gibi organlarda renk değişimlerine ve şekil bozukluklarına sebep olmaktadırlar. Bitki özsuyunu emmeleri sırasında bitki içine verdikleri toksik maddelerle bitki metabolizmasının değişmesine neden olurlar ve bitki üzerinde gal, yumru gibi değişik oluşumların meydana gelmesine yol açarlar.
2. Aphidoidae üst familyası türleri bitkiler ile beslenirken oldukça fazla miktarlarda balsı ve tatlımsı madde salgılamaktadırlar. Bu maddeler aracılığıyla bitki üzerinde daha sonra saprofit funguslar gelişerek fumajin oluşumuna neden olurlar ve yapraklar fotosentez görevini yapamaz hale gelir.
3. Afitler tarafından istila edilmiş olan bitkilerde fotosentez, respirasyon ve transpirasyon oranının düştüğü gözlenmiştir.
4. Afitler dolaylı yoldan virüs taşımak ve diğer bitkilere enfeksiyon yaymak suretiyle çeşitli bitki hastalıklarına yol açarlar.
5. Genel olarak tarımsal ürünlerde verim ve kalite kayıplarına neden olmaktadırlar.

Bitkideki dalların ilk ağır istilasında, dal uçları ölürken yaprak bitleri içe doğru hareket eder ve canlı doku üzerinde beslenmeye devam eder. Cupressus lusitanica gibi duyarlı konakçılarda, koruyucu önlem alınmazsa tüm ağaç ölebilir (Ciesla, 1991). Cupressus sempervirens gibi çok uzun, dar türlerde, dieback alt kanopinin dış kenarlarında başlar ve uca yukarı doğru yayılır (Inserra ve diğerleri, 1979).

Selvi yaprak bitinin neden olduğu hasarın mekanik hasar, ağacın saldırıya karşı aşırı duyarlı tepkisi veya yaprak biti tükürüğünün toksisitesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı henüz belirlenmemiştir (Inserra ve ark. 1979).

1960'lardan bu yana, birçok ülkede selvi ve ardıç stantları C. cupressi tarafından ciddi şekilde hasar görmüştür. Batı ve güney Avrupa'dan dağınık salgınlar rapor edilmiştir. Bu bölgelere 1988'de Güney İngiltere (Kış, 1989) ve 1977 ve 1997'de İtalya (Inserra ve diğerleri, 1979; Binazzi, 1997) ve ayrıca Ürdün (Mustafa, 1987) örnek verilebilir. Cinara cupressivora olarak tanımlanan nüfusun Kolombiya ve Mauritius'ta hasara neden olduğu kaydedilmiştir (Watson ve ark. 1999). Afrika'nın Malawi'deki ilk giriş noktasından itibaren güney ve doğu Afrika'ya yayılmış ve sekiz ülkede büyük hasara yol açmıştır (Ciesla, 1991; Murphy ve diğerleri, 1994). Kenya'da ve Doğu Afrika'daki diğer birçok ülkede ticari olarak yetiştirilen ana selvi türleri, hızlı büyüme oranı ve mükemmel şekli ile tercih edilen Cupressus lusitanica'dır. Bu tür selvi yaprak biti tarafından beslenmeye karşı oldukça duyarlıdır (Ciesla, 1991). Kenya'da 2 yıl boyunca olgun bir C. lusitanica standının gözlemlenmesi, ağaçların %12'sinin doğrudan öldüğünü göstermiştir (Orondo ve Day, 1994).

Güney ve doğu Afrika bölgesinde, selvi yaprak biti 1991 yılında toplam 27.5 milyon dolarlık selvi ağacını öldürmüş ve yıllık 9,1 milyon dolarlık büyüme artışında bir kayba neden olmuştur (Murphy ve diğerleri, 1996).
"

Genel Yönetim Bilgisi

"Kültürel Kontrol
Partikül film kullanma, sentetik malç (saman) kullanma, dökme organik malç (saman) kullanma, budama, su dengesini ayarlama, gübre kullanımını ayarlama, ürün yoğunluğunu ayarlama, ürün türlerini karıştırma, ürün veren bitkilerin artıkları dahil alternatif konak bitkileri uzaklaştırmak, ürünü olmayan bitkilerin büyümesine izin vermek, afitler için alternatif konak bitkiler dikmek, afitler için beslenme ve yumurtlama bitkileri oluşturmak, yabancı otların kültür bitkilerinin arasında kalmasını sağlamak, yabancı otların kalması için ürün rotasyonunu devam ettirmek gibi türe uygun kültürel yöntemlerle mücadele yapılmaktadır (Wratten ve diğerleri, 2007).

Kimyasal Kontrol
Afitler, pestisit üreticilerinin yeni insektisitler geliştirmelerini gerektiren önemli bir hedef gruptur. Sistemik, fumigant ve temas yollarıyla etkili olan afisitler seçilerek afitlere karsı kimyasal mücadele yapılmaktadır (Dewar, 2007).

Selvi yaprak bitleri gölgenin derinliklerinde yaşar, çünkü parlak ışıktan kaçınırlar. Sonuç olarak, insektisitlerin topikal uygulamaları kullanılarak ulaşılması çok zor olacaktır.

Pestisitlerin tescili hakkındaki değişken düzenlemeler nedeniyle, yaprak bitleriyle mücadelede kimyasal kontrol düşünülürken ülkenizdeki hangi ürünlerin yasal olarak kullanılmasına izin verildiği hakkında bilgi almak için ulusal kayıtlı pestisitler kontrol edilmeli veya ilgili makamlara danışılmalıdır. Pestisitler her zaman ürünün etiketiyle tutarlı bir şekilde kullanılmalıdır.

Konak Bitki Direnci
Bitki türlerine göre bitkilerin kendi bünyesindeki yapılar ve maddelerden kaynaklanan dayanıklılıklar çeşitlidir. Örneğin domateste glandular trikomlar (Kok-Yokomi, 1978; Simmons ve diğerleri, 2005; Gibson, 1976), glandular tüyler ve yüksek tomatinin (Kok-Yokomi, 1978), patates ile lahanada glukonapin ve lektinin bulunuşu (Novy ve diğerleri, 2002; Cole, 1994a, 1994b) belirli afit türlerine karşı bu bitkilerde dayanıklılık sağlamaktadır. Antiksenosis özellikli maddeler afitlerin koloni olusturmasını engellerken, antibiosis özellikli maddeler afitlerin çoğalmalarına negatif etkide bulunmaktadır (Van Emden, 1978).

Kenya, Muguga Araştırma İstasyonu'nda arboretum istilası doğal bir deney yarattı. Arboretumda enfestasyonun farklı ağaç türleri üzerindeki etkisi üzerine gözlemler, farklı türler arasında geniş bir tolerans aralığı olduğunu göstermiştir (Obiri, 1994). Mazı spp. ve Cupressocyparis leylandii en toleranslı iken, Widdringtonia ve Callitris türleri en az toleranslıdır. Cupressus cinsinde, en toleranslı türler Cupressus torulosa, Cupressus funebris ve Cupressus arizonica, en duyarlı olanlar ise Cupressus benthamii'dir (Cupressus lusitanica var. benthamii), Cupressus lusitanica (Kenya'da yetiştirilen başlıca ticari tür) ve Cupressus lindleyi (Cupressus lusitanica var. lusitanica). Melez ağaçlarla elde edilen sonuçlar, hibridizasyon yoluyla direnç ıslahının yaprak biti problemine uzun süreli bir çözüm sunabileceğini göstermiştir.

Kenya'da olgun bir Cupressus lusitanica standı çalışması, yaprak biti hasarının derecesinin bir ağaçtan diğerine değiştiğini gösterdi (Orondo ve Day, 1994). 18 ailenin açık tozlaşma tohumlarından elde edilen C. lusitanica fideleri, direncin genetik temeli ve mirasını belirlemek için selvi yaprak biti saldırısına maruz kalmıştır (Kamunya ve ark. 1997). Oldukça hassas bazı ağaçların dölleri oldukça dirençliydi, bu da direncin dirençli komşulardan iletildiğini gösterir. Sonuçlar, direnç için etkili seçim ve üremeye izin verebilecek güçlü bir katkı maddesi genetik kontrolü olduğunu gösterdi. Bir seçim döngüsünün dirençli bir popülasyon sağlayabileceği öne sürülmüştür. Daha sonraki bir araştırma, yaprak biti hasarına direnç seçiminin, gövdenin yüksekliği ve çapı gibi ekonomik açıdan önemli özellikler üzerinde olumsuz etkilere sahip olma olasılığının düşük olduğunu bulmuştur (Kamunya ve ark. 1999).

Tanzanya'daki 32 C. lusitanica ailesinde yapılan bir başka direniş araştırması Kenya ve Uganda'daki en iyi aileleri belirledi. Bölgede gelecekteki ormanların genetik temelini genişletmek için on ailenin üremede kullanılması önerililmiştir (Mugasha ve ark. 1997).

Biyolojik kontrol
Biyolojik kontrol stratejisi üç esas kategoriden oluşmaktadır (Van Driesche ve Bellows, 1996):
i) Klasik yöntem: Alanda daha önceden bulunmayan doğal düsmanların alana salınmasıdır.
ii) Artırma: Alanda var olan doğal düşmanların sayısının artırılmasıdır. Doğal düşmanlar hedef zararlıyı kontrol etmek için doğal yollarla gerekli zamanda yeterli sayıya ulaşamazlar.
iii) Koruma: Habitat kontrolü ya da doğal düşmanların davranışlarının değiştirilmesi ile doğal yollarla oluşan doğal düşman populasyonunun gelişiminin korunmasıdır (Powell ve Pell, 2007). Coleoptera’dan Coccinellidae; Neuroptera’dan Chrysopidae ve Hemerobiidae; Diptera’dan Syrphidae ve Cecidomyiidae; Hemiptera’dan Anthocoridae baslıca predatörleridir. Hymenoptera’nın Chalcidoidea üstfamilyasından Adhilenidae ve Ichneumonoidea üst familyasından Aphidae önemli parazitoid, Zygomycota ve Ascomycota önemli fungal patojen gruplarıdır (Völkl ve diğerleri, 2007).

Biyolojik bir kontrol ajanı olan Pauesia juniperorum, Malavi'ye Avrupa'dan getirildi (Chilima, 1995) ve oradaki selvi yaprak bitinin etkisini azalttı. Daha sonra Kenya ve Uganda'ya tanıtıldı (Day ve diğerleri, 2003). Day ve diğerleri (2003) bu girişin sonucunun değerlendirilmesinin Kenya'da başladığını ve Uganda'da başarılı olduğunu bildirmiştir.

Chilima ve Owour (1992), Kenya'da saldıran veya selvi yaprak biti ile ilişkili bulunan yerli doğal düşman türlerini listeler. Bu yırtıcı hayvanların çoğu neredeyse kesinlikle genelcidir ve bölgeye egzotik olan iğne yapraklı bitki zararlılarına iyi adapte olma olasılığı düşüktür (Murphy ve diğerleri, 1994).

İtalya'da, kokinellidler, sirofitler ve nöroptera gibi doğal düşmanlar, çok sayıda mevcut olsalar bile, selvi yaprak bitinin neden olduğu hasarı önleyememişlerdir (Inserra ve ark. 1979).
"

Genel Giriş Yolu Bilgisi

"Selvi yaprak bitlerinin doğal dağılımı, aşırı kalabalıklaşma ve çevresel ipuçlarına yanıt olarak her yıl birkaç kez üretilen kanatlı formların uçuşudur (Kairo ve Murphy, 1999). Kanatlı yaprak bitleri güçlü uçucudur ve rüzgar tarafından uzun mesafelere taşınabilir. Ayrıca yaprak bitleri ağaç kabuğuna karşı çok iyi kamufle edilir ve dikim stoğunda kolayca taşınır (Ciesla, 1991).

Selvi yaprak bitleri ithal bitki materyali üzerinde taşınabilir (Remaudière ve Binazzi, 2003).
"

Notlar

Selvi yaprak biti kanatlı evresinde uçuş yeteneği ve rüzgâr sayesinde lokal olarak dağılımını arttırmaktadır. Literatürde türün bilinen bir kullanım alanı belirtilmemiştir.

Referanslar

KONUMLAR

Selvi Yaprak Biti için dağıtım kaydı olan il veya denizler

Adi Açıklama #
1 Kastamonu Detay

ETKİ BİLGİSİ

"Afitlerin küçük boyda olmaları, bitki dokuları arasında gizlenebilmeleri nedeniyle meydana getirdikleri zararlar insanlar tarafından pek fazla fark edilememektedir. Koloni halinde yaşayan afitler bitkilere oldukça büyük zararlar verebilmektedir. Sonuç olarak;

1. Gelişmeleri ve üremeleri için gerekli olan besin maddelerini bitki özsuyunu emmek suretiyle sağladıklarından dolayı bitkide büyüme ve gelişimin durmasına, sararma ve kurumalara, yaprak, meyve ve sürgün gibi organlarda renk değişimlerine ve şekil bozukluklarına sebep olmaktadırlar. Bitki özsuyunu emmeleri sırasında bitki içine verdikleri toksik maddelerle bitki metabolizmasının değişmesine neden olurlar ve bitki üzerinde gal, yumru gibi değişik oluşumların meydana gelmesine yol açarlar.
2. Aphidoidae üst familyası türleri bitkiler ile beslenirken oldukça fazla miktarlarda balsı ve tatlımsı madde salgılamaktadırlar. Bu maddeler aracılığıyla bitki üzerinde daha sonra saprofit funguslar gelişerek fumajin oluşumuna neden olurlar ve yapraklar fotosentez görevini yapamaz hale gelir.
3. Afitler tarafından istila edilmiş olan bitkilerde fotosentez, respirasyon ve transpirasyon oranının düştüğü gözlenmiştir.
4. Afitler dolaylı yoldan virüs taşımak ve diğer bitkilere enfeksiyon yaymak suretiyle çeşitli bitki hastalıklarına yol açarlar.
5. Genel olarak tarımsal ürünlerde verim ve kalite kayıplarına neden olmaktadırlar.

Bitkideki dalların ilk ağır istilasında, dal uçları ölürken yaprak bitleri içe doğru hareket eder ve canlı doku üzerinde beslenmeye devam eder. Cupressus lusitanica gibi duyarlı konakçılarda, koruyucu önlem alınmazsa tüm ağaç ölebilir (Ciesla, 1991). Cupressus sempervirens gibi çok uzun, dar türlerde, dieback alt kanopinin dış kenarlarında başlar ve uca yukarı doğru yayılır (Inserra ve diğerleri, 1979).

Selvi yaprak bitinin neden olduğu hasarın mekanik hasar, ağacın saldırıya karşı aşırı duyarlı tepkisi veya yaprak biti tükürüğünün toksisitesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı henüz belirlenmemiştir (Inserra ve ark. 1979).

1960'lardan bu yana, birçok ülkede selvi ve ardıç stantları C. cupressi tarafından ciddi şekilde hasar görmüştür. Batı ve güney Avrupa'dan dağınık salgınlar rapor edilmiştir. Bu bölgelere 1988'de Güney İngiltere (Kış, 1989) ve 1977 ve 1997'de İtalya (Inserra ve diğerleri, 1979; Binazzi, 1997) ve ayrıca Ürdün (Mustafa, 1987) örnek verilebilir. Cinara cupressivora olarak tanımlanan nüfusun Kolombiya ve Mauritius'ta hasara neden olduğu kaydedilmiştir (Watson ve ark. 1999). Afrika'nın Malawi'deki ilk giriş noktasından itibaren güney ve doğu Afrika'ya yayılmış ve sekiz ülkede büyük hasara yol açmıştır (Ciesla, 1991; Murphy ve diğerleri, 1994). Kenya'da ve Doğu Afrika'daki diğer birçok ülkede ticari olarak yetiştirilen ana selvi türleri, hızlı büyüme oranı ve mükemmel şekli ile tercih edilen Cupressus lusitanica'dır. Bu tür selvi yaprak biti tarafından beslenmeye karşı oldukça duyarlıdır (Ciesla, 1991). Kenya'da 2 yıl boyunca olgun bir C. lusitanica standının gözlemlenmesi, ağaçların %12'sinin doğrudan öldüğünü göstermiştir (Orondo ve Day, 1994).

Güney ve doğu Afrika bölgesinde, selvi yaprak biti 1991 yılında toplam 27.5 milyon dolarlık selvi ağacını öldürmüş ve yıllık 9,1 milyon dolarlık büyüme artışında bir kayba neden olmuştur (Murphy ve diğerleri, 1996).
"

KONUMLAR

MEKANİZMALAR

SONUÇLAR

  • Popülasyon büyüklügünde azalma

YÖNETİM BİLGİSİ

"Kültürel Kontrol
Partikül film kullanma, sentetik malç (saman) kullanma, dökme organik malç (saman) kullanma, budama, su dengesini ayarlama, gübre kullanımını ayarlama, ürün yoğunluğunu ayarlama, ürün türlerini karıştırma, ürün veren bitkilerin artıkları dahil alternatif konak bitkileri uzaklaştırmak, ürünü olmayan bitkilerin büyümesine izin vermek, afitler için alternatif konak bitkiler dikmek, afitler için beslenme ve yumurtlama bitkileri oluşturmak, yabancı otların kültür bitkilerinin arasında kalmasını sağlamak, yabancı otların kalması için ürün rotasyonunu devam ettirmek gibi türe uygun kültürel yöntemlerle mücadele yapılmaktadır (Wratten ve diğerleri, 2007).

Kimyasal Kontrol
Afitler, pestisit üreticilerinin yeni insektisitler geliştirmelerini gerektiren önemli bir hedef gruptur. Sistemik, fumigant ve temas yollarıyla etkili olan afisitler seçilerek afitlere karsı kimyasal mücadele yapılmaktadır (Dewar, 2007).

Selvi yaprak bitleri gölgenin derinliklerinde yaşar, çünkü parlak ışıktan kaçınırlar. Sonuç olarak, insektisitlerin topikal uygulamaları kullanılarak ulaşılması çok zor olacaktır.

Pestisitlerin tescili hakkındaki değişken düzenlemeler nedeniyle, yaprak bitleriyle mücadelede kimyasal kontrol düşünülürken ülkenizdeki hangi ürünlerin yasal olarak kullanılmasına izin verildiği hakkında bilgi almak için ulusal kayıtlı pestisitler kontrol edilmeli veya ilgili makamlara danışılmalıdır. Pestisitler her zaman ürünün etiketiyle tutarlı bir şekilde kullanılmalıdır.

Konak Bitki Direnci
Bitki türlerine göre bitkilerin kendi bünyesindeki yapılar ve maddelerden kaynaklanan dayanıklılıklar çeşitlidir. Örneğin domateste glandular trikomlar (Kok-Yokomi, 1978; Simmons ve diğerleri, 2005; Gibson, 1976), glandular tüyler ve yüksek tomatinin (Kok-Yokomi, 1978), patates ile lahanada glukonapin ve lektinin bulunuşu (Novy ve diğerleri, 2002; Cole, 1994a, 1994b) belirli afit türlerine karşı bu bitkilerde dayanıklılık sağlamaktadır. Antiksenosis özellikli maddeler afitlerin koloni olusturmasını engellerken, antibiosis özellikli maddeler afitlerin çoğalmalarına negatif etkide bulunmaktadır (Van Emden, 1978).

Kenya, Muguga Araştırma İstasyonu'nda arboretum istilası doğal bir deney yarattı. Arboretumda enfestasyonun farklı ağaç türleri üzerindeki etkisi üzerine gözlemler, farklı türler arasında geniş bir tolerans aralığı olduğunu göstermiştir (Obiri, 1994). Mazı spp. ve Cupressocyparis leylandii en toleranslı iken, Widdringtonia ve Callitris türleri en az toleranslıdır. Cupressus cinsinde, en toleranslı türler Cupressus torulosa, Cupressus funebris ve Cupressus arizonica, en duyarlı olanlar ise Cupressus benthamii'dir (Cupressus lusitanica var. benthamii), Cupressus lusitanica (Kenya'da yetiştirilen başlıca ticari tür) ve Cupressus lindleyi (Cupressus lusitanica var. lusitanica). Melez ağaçlarla elde edilen sonuçlar, hibridizasyon yoluyla direnç ıslahının yaprak biti problemine uzun süreli bir çözüm sunabileceğini göstermiştir.

Kenya'da olgun bir Cupressus lusitanica standı çalışması, yaprak biti hasarının derecesinin bir ağaçtan diğerine değiştiğini gösterdi (Orondo ve Day, 1994). 18 ailenin açık tozlaşma tohumlarından elde edilen C. lusitanica fideleri, direncin genetik temeli ve mirasını belirlemek için selvi yaprak biti saldırısına maruz kalmıştır (Kamunya ve ark. 1997). Oldukça hassas bazı ağaçların dölleri oldukça dirençliydi, bu da direncin dirençli komşulardan iletildiğini gösterir. Sonuçlar, direnç için etkili seçim ve üremeye izin verebilecek güçlü bir katkı maddesi genetik kontrolü olduğunu gösterdi. Bir seçim döngüsünün dirençli bir popülasyon sağlayabileceği öne sürülmüştür. Daha sonraki bir araştırma, yaprak biti hasarına direnç seçiminin, gövdenin yüksekliği ve çapı gibi ekonomik açıdan önemli özellikler üzerinde olumsuz etkilere sahip olma olasılığının düşük olduğunu bulmuştur (Kamunya ve ark. 1999).

Tanzanya'daki 32 C. lusitanica ailesinde yapılan bir başka direniş araştırması Kenya ve Uganda'daki en iyi aileleri belirledi. Bölgede gelecekteki ormanların genetik temelini genişletmek için on ailenin üremede kullanılması önerililmiştir (Mugasha ve ark. 1997).

Biyolojik kontrol
Biyolojik kontrol stratejisi üç esas kategoriden oluşmaktadır (Van Driesche ve Bellows, 1996):
i) Klasik yöntem: Alanda daha önceden bulunmayan doğal düsmanların alana salınmasıdır.
ii) Artırma: Alanda var olan doğal düşmanların sayısının artırılmasıdır. Doğal düşmanlar hedef zararlıyı kontrol etmek için doğal yollarla gerekli zamanda yeterli sayıya ulaşamazlar.
iii) Koruma: Habitat kontrolü ya da doğal düşmanların davranışlarının değiştirilmesi ile doğal yollarla oluşan doğal düşman populasyonunun gelişiminin korunmasıdır (Powell ve Pell, 2007). Coleoptera’dan Coccinellidae; Neuroptera’dan Chrysopidae ve Hemerobiidae; Diptera’dan Syrphidae ve Cecidomyiidae; Hemiptera’dan Anthocoridae baslıca predatörleridir. Hymenoptera’nın Chalcidoidea üstfamilyasından Adhilenidae ve Ichneumonoidea üst familyasından Aphidae önemli parazitoid, Zygomycota ve Ascomycota önemli fungal patojen gruplarıdır (Völkl ve diğerleri, 2007).

Biyolojik bir kontrol ajanı olan Pauesia juniperorum, Malavi'ye Avrupa'dan getirildi (Chilima, 1995) ve oradaki selvi yaprak bitinin etkisini azalttı. Daha sonra Kenya ve Uganda'ya tanıtıldı (Day ve diğerleri, 2003). Day ve diğerleri (2003) bu girişin sonucunun değerlendirilmesinin Kenya'da başladığını ve Uganda'da başarılı olduğunu bildirmiştir.

Chilima ve Owour (1992), Kenya'da saldıran veya selvi yaprak biti ile ilişkili bulunan yerli doğal düşman türlerini listeler. Bu yırtıcı hayvanların çoğu neredeyse kesinlikle genelcidir ve bölgeye egzotik olan iğne yapraklı bitki zararlılarına iyi adapte olma olasılığı düşüktür (Murphy ve diğerleri, 1994).

İtalya'da, kokinellidler, sirofitler ve nöroptera gibi doğal düşmanlar, çok sayıda mevcut olsalar bile, selvi yaprak bitinin neden olduğu hasarı önleyememişlerdir (Inserra ve ark. 1979).
"

KONUMLAR

YÖNETİM KATEGORİSİ