}

İstilacı Tür Detay

Asya Kaplan Sivri Sineği

Sistem : Karasal
Alem Şube Sınıf Takım Aile Cins / Tür
Animalia Arthropoda Insecta Diptera Culicidae Aedes albopictus
Genel Ad:

Asya Kaplan Sivri Sineği

Sinonim:

-

Özet:

Ana vatanı Asya kıtası olan Aedes albopictus sahip olduğu siyah beyaz desenleri görünümünden dolayı “Asya Kaplan Sivri Sineği” olarak da bilinen bir vektör sivrisinek türüdür (Yılmaz, 2019). Boyutları 2 ila 10 mm arasında değişir (Doğan, 2015). Aedes albopictus, esas olarak ağaç kovuklarındaki biriken sulara yumurtlayan bir sivrisinek türüdür ve bitkilerin yoğun olduğu bölgelerde daha çok bulunur. Fakat ekolojik esnekliği sayesinde insanlara yakın kentsel üreme alanlarında da (saksı, otomobil lastikleri, açık su toplama kapları, kanalizasyon çukurları, su depoları, vb.) üreyebilmektedir. A. albopictus hem insan hem hayvanlardan kan emer. Bu türün doğal yaşam alanı, Güney-Asya ve çevresindeki Pasifik adaları olmasına karşın son 50 yıl içinde Antartika kıtası hariç tüm kıtalara yayıldığı gözlemlenmiştir. İklim şartlarına ve zorlu hava koşullarına karşı yüksek uyum yeteneği sayesinde ana vatanından binlerce kilometre uzaklara istilacı bir şekilde yayılmış ve yerleşik populasyonlar oluşturmuştur (Doğan, 2015; Arat, 2019). Aedes albopictus’un, saldırgan ve çok başarılı istilacı bir tür olarak yayıldığı bölgelerde gösterdiği yüksek baskınlığı, hızla artan popülasyon büyüklüğü ve göreceli bolluğu ile halk sağlığını tehdit etmesi, onu son yirmi yılda öne çıkan en önemli vektör sivrisinek türü haline getirmiştir. Sivrisineklerin üremelerinde ana etken olan kan emme davranışını yok etmek ya da en aza indirmek de aynı zamanda sivrisineklerin kontrolünde anahtar rol oynamaktadır. 

Tür Tanımı

"Ana vatanı Asya kıtası olan Aedes albopictus sahip olduğu siyah beyaz desenleri görünümünden dolayı “Asya Kaplan Sivri Sineği” olarak da bilinen bir vektör sivrisinek türüdür (Yılmaz, 2019). Boyutları 2 ila 10 mm arasında değişir (Doğan, 2015). Bu türün dişileri, erkeklere oranla daha büyüktür ve erkeklerin antenlerindeki reseptörleri daha fazladır. Özellikle scutumlarında bulunan uzun beyaz çizgi sayesinde diğer Aedes türlerinden ayırt edilebilir. Bu tür oldukça saldırgandır ve günün her saatinde potansiyel konaklarından aktif olarak kan emer (Huang, 1968; Doğan, 2015).
Hızlı üreme ve yayılma yeteneğine sahip olan bu cinse ait türler; kuraklığa, soğuğa ve uzun süreli aç kalmaya dayanıklıdırlar. Konak seçiciliği çok azdır, birçok arbovirüse vektörlük yapmalarından ötürü insan ve hayvanlar için tıbbi öneme sahiptir (Doğan, 2015)."

Yaşam Alanı

"Aedes albopictus, esas olarak ağaç kovuklarındaki biriken sulara yumurtlayan bir sivrisinek türüdür ve bitkilerin yoğun olduğu bölgelerde daha çok bulunur. Fakat ekolojik esnekliği sayesinde insanlara yakın kentsel üreme alanlarında da (saksı, otomobil lastikleri, açık su toplama kapları, kanalizasyon çukurları, su depoları, vb.) üreyebilmektedir. Bu gibi kentsel üreme alanlarına düşen yaprak ve ağaç dalı gibi organik maddeler, larvaların gelişimi için ideal bir ortamın oluşmasını sağlar (Hawley, 1988).
Sıcak ve nemli tropikal bölgelerde yıl boyunca aktif olabilirken, ılıman bölgelerde kış aylarını, ergin diyapozunda geçirebilirler. Ilıman bölgelere yerleşmiş soyların yumurtalarının, tropikal bölgelerdeki sineklerin yumurtalarına göre soğuğa daha dayanıklı olduğu bildirilmiştir [Hawley, 1989; Doğan 2015].
Bu türün doğal yaşam alanı, Güney-Asya ve çevresindeki Pasifik adaları olmasına karşın son 50 yıl içinde Antartika kıtası hariç tüm kıtalara yayıldığı gözlemlenmiştir. İklim şartlarına ve zorlu hava koşullarına karşı yüksek uyum yeteneği sayesinde ana vatanından binlerce kilometre uzaklara istilacı bir şekilde yayılmış ve yerleşik populasyonlar oluşturmuştur (Doğan, 2015; Arat, 2019).
Avrupa’da ilk kez Arnavutluk’ta görülen A. albopictus daha sonraları Brezilya, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Fransa, İtalya gibi ülkelerde de yayılım göstermiştir. Son olarak, 2011 yılında Türkiye’ de bu türün populasyonuna rastlanılmış ve 2015 yılında yerleşik populasyonlar oluşturduğu saptanmıştır (Akıner ve diğerleri, 2016). Avrupa kıtasında hızla yayıldığı bölgelerde halk sağlığı açısından ciddi problem oluşturmaktadır (Doğan, 2015).
Türkiye’nin batısında; İstanbul ve Trakya, doğusunda Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki illerden Giresun’a kadar yayılım gösterdiği saptanmıştır. Batıda Kocaeli’ye, doğuda Giresun’a kadar yayılan A. albopictus’un 5-7 yıl içinde Orta Anadolu’ya kadar yayılacağı öngörülmektedir (Arat, 2019)."

Üreme Bilgisi

"Kan emmiş dişi bir sivrisinek, çiftleşir, uygun bir ortam bulur, yaklaşık 2-3 gün kadar kanın sindirilmesini bekler. Sonrasında yumurtalarını bırakabileceği su basması muhtemel yerler aramaya başlar. Bu gibi yerler daha çok yağmur suları ya da su taşkınları ile su içinde kalır. Su sıcaklığına bağlı olarak, yaklaşık iki gün içinde larvalar yumurtadan çıkar. Yumurtadan çıkan larvalar 3 kez gömlek değiştirir, ergin döneme kadar 4 evre geçirirler. (Becker ve diğerleri, 2003).
A. albopictus türüne ait dişi bireyler, yumurtalarını bırakmak için saksı, atılmış araba lastiklerinin içi, su birikintileri, su depoları, kanalizasyon çukurları gibi yerleri tercih eder (Aranda ve diğerleri, 2006; Benedict ve diğerleri, 2007; Doğan, 2015)."

Yaşam Döngüsü

"Yaşam döngüsünde yumurta, larva, pupa, ergin dönemleri olmak üzere 4 evre bulunur. Aedes cinsi sivrisinekler yumurtalarını Culex ve Culiseta cinslerinin aksine grup seklinde değil tek tek bırakır. Aynı şekilde bu cins yumurtalarını suya serbest olarak değil su kenarında sonradan su basması muhtemel alanlara bırakılır (Alten ve Çağlar, 1998). Bu durum aynı zamanda yumurtaların kuraklığa dayanıklı olarak evrilmesine de neden olmuştur. Hemen hemen her türlü ortama uyum sağlayabilen bu tür, yumurtalarını pek çok doğal ve yapay ortama bırakabilmektedir. Türün genel olarak yumurta bırakma alanları; ağaç kovukları, bambu ağacı kesikleri, plastik su toplayabilen atık kutular, saksı, otomobil lastikleri, açık su toplama kapları, kanalizasyon çukurları, su depoları, vb. alanlardır (Yılmaz, 2019).
Bırakılan yumurtaların üzerine su basması sonucunda açılan larvalar su içerisindeki organik maddelerle beslenerek 4 larva evresi geçirir (Hawley, 1988). Bu evreler arasındaki geçiş hızında ortamda bulunun besin miktarının ve hava sıcaklığının büyük önemi vardır (Aranda ve diğerleri, 2006). Pupa evresindeki Aedes türleri hiçbir beslenme aktivitesi göstermediği bir dinlenme evresidir. Aedes cinsi sivrisinekler genellikle sıcaklığa bağlı olarak 4-6 gün içinde ergin hale gelirler. Türün hem vektörel hem de ısırma aktivitesi olması açısından en önemli evresi ergin evresidir. Ergin Aedes cinsi sivrisinekleri karbonhidrat kaynağı olarak bitki öz suları ile beslenirler. Buna ek olarak dişi sivrisinekler yumurtlayabilmek için proteine ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç çeşitli konaklardan kan emme yoluyla elde edilir. Aedes albopictus hem insan hem hayvanlardan kan emer. Kan emme davranışı genellikle alacakaranlık zamanlarda artsa da günün her saatinde gerçekleşir. Bazen ormandaki yaşam alanlarını girilmesi sonucunda da giren kişilere saldırır. Bu saldırı aynı zamanda ormanda yaşayan Aedes albopictus’un konaklarından insanlara hastalık bulaştırmasına da sebep olur. Bu özelliğinden dolayı ‘Orman sineği’ olarak da tanınmaktadır (Hawley, 1988; Yılmaz, 2019). Sıcak ve nemli bölgelerde yıl boyunca aktif olabilirken ılıman bölgelerde kışı yumurta olarak geçirir (Alten ve Çağlar, 1998).
"

Beslenme Bilgisi

Sadece dişiler yumurtaların gelişimi için kanla beslemeye ihtiyaç duyarken, gerektiğinde karbonhidrat kaynağı için erkek bireyler gibi nektar ve diğer şekerli bitki sıvılarıyla da beslenebilirler. Dişiler, konaklarına, konakların çıkardığı karbondioksit, organik ürünler, nem ve kendi optik reseptörlerinin yardımıyla erişirler. Ormanlarda gün içinde beslenme davranışı gösterdikleri için “orman sivrisineği” olarak da adlandırılırlar. Bulundukları biyotopa göre gün içinde farklı zamanlarda, ancak genellikle alacakaranlık kuşaklarında aktiftirler. A. albopictus insanlar dışında, diğer memeli ve kuşların kanlarıyla da beslenebilirler (Hawley, 1988; Doğan, 2015).

Genel Etki Bilgisi

"A. albopictus hem insan hem hayvanlardan kan emer. Kan emme davranışı genellikle alacakaranlık zamanlarda artsa da günün her saatinde gerçekleşir. Bazen ormandaki yaşam alanlarına girilmesi sonucunda da giren kişilere saldırır. Bu saldırı aynı zamanda ormanda yaşayan A. albopictus’un konaklarından insanlara hastalık bulaştırmasına da sebep olur. Bu özelliğinden dolayı ‘Orman sineği’ olarak da tanınmaktadır (Hawley, 1988).
A. albopictus çok hızlı üreme ve yayılma yeteneğine sahip olup, uygun olmayan iklim koşullarında bile uyum yeteneği yüksek olan bir tür olup, çeşitli hastalık patojenlerine vektörlük yaptığı bilinmektedir. Primer ve sekonder vektörü olduğu Chikungunya, Dang humması, Yellow Fever, Zika Virüsü gibi viral-kaynaklı hastalıklara neden olan patojenlerin vektörlüğünü yapmaktadır. Diğer taraftan, 2010’da yapılan bir çalışmada ise Usutu Virüsü’nün de olası vektörü olduğu ortaya çıkarılmıştır. Dünyanın birçok yerinde her yıl bu türün vektörü olduğu hastalık vakaları görülmektedir. Ayrıca, bu türün Dirofilaria immitis’inde vektörlüğünü yaptığı bildirilmiştir. A. albopictus’un bir konaktan kan emmesini tamamlamadan başka bir konağa geçmesi bu türü patojenlerin aktarılmasında ve hastalıkların yayılımında diğer vektör türlerden ayıran önemli bir özelliktir (Gratz, 2004; Calzolari ve diğerleri, 2010; Doğan, 2015).
"

Genel Yönetim Bilgisi

"Kültürel Mücadele Yöntemi
-Entegre mücadelenin vektör mücadelesini yapacak olan görevli personelin yeterli bilgiye sahip olması ve halk desteğinin alınması çok önemlidir. Özellikle mücadele yapacak sağlık ve belediye çalışanlarına, öğretmenlere ve öğrencilere, vektör kaynaklı hastalıklar ve korunma yolları hakkında bilgi verilmelidir. Bununla ilgili eğitim ve seminerler düzenlenmeli, halkı bilgilendirici afiş ve broşürler tasarlanarak dağıtılmalıdır. Radyo/televizyon ve internet üzerinden kamu spotu gibi yayınlar yapılarak toplumun konuyla ilgili bilgi ve farkındalığı arttırılmalıdır (Alten ve Çağlar, 1998; Ser ve Çetin, 2016; Arat, 2019).
Mekanik Mücadele
- Bu mücadele yönteminde sivrisineklerin yaşam alanlarının yok edilmesi amaçlanır. Bu yöntemin uygulanması larval yaşam alanları ve yumurtlama alanlarının yok edilmesi seklinde gerçekleşir. Bu maksatla insan yaşam alanlarının yakınlarındaki atık su birikintilerinin kapatılması, su birikintilerinin olduğu ya da su birikmesi muhtemel alanların yok edilmesi seklinde gerçekleşir. (Özcel ve Daldal, 1997; Yılmaz 2019).
Ergin sivrisinek kontrolünde yapılabilecek en iyi mücadele sivrisineklerin dinlenme alanlarının düzenlenmesidir. Özellikle sivrisineklerin kışlama için kullandıkları alanların düzenlenmesi hem bir sonraki yıl içinde popülasyon seviyesinin düşürülmesinde hem de sivrisineklerin taşıdıkları hastalıkların yok edilmesinde etkili olmaktadır (Yılmaz 2019).
Sivrisineklerin üremelerinde ana etken olan kan emme davranışını yok etmek ya da en aza indirmek de aynı zamanda sivrisineklerin kontrolünde anahtar rol oynamaktadır. Sivrisineklerin yaşam alanlarına girmelerini engellemek maksadıyla kapı, pencere gibi alanlar telle uyurken insanlardan kan emmesini engellemek için yatakların üzeri cibinlikle kapatılabilir. Ayrıca vücudu tamamen örten giysiler giymek de, sivrisineklerin kan emmesini en aza indirecektir. Bununla birlikte sivrisineklerin hortum yapısından ötürü elbise üzerinden de kan emebilmesi göz önüne alındığında, elbiselerin üzerine kovucu etkili ajanların püskürtülmesi sivrisineklerin kan emmesini önemli derecede engelleyebilir. Ayrıca Aedes türleri gibi alaca karanlık ya da karanlık ortamlarda beslenmeyi seven türlerden korunmak için akşam saatlerinde dışarıda durulmaması da kan emmelerini engelleme konusunda etkili olur (Özcel ve Daldal 1997; Alten ve Çağlar, 1998; Yılmaz 2019).
Biyolojik Mücadele
- Biyolojik mücadelede ana amaç türün doğal düşmanları kullanılarak sivrisinek popülasyonunun azaltılmasıdır. Sivrisineklerin predatörü olan, salgıladıkları kimyasallarla sivrisinekleri öldüren ya da uzak tutan ve sivrisineklerin hasta olmalarına neden olan canlılar kullanılmaktadır (Demirtaş, 2017).
Sivrisinek kontrolünde kullanılan predatörler olarak, omurgalı canlılar arasında balıklar, kuşlar ve memelilerden yarasa, omurgasız olarak hidra, yassı solucanlar, tatlı su salyongozu, sülükler, örümcekler ve akarlar, kabuklular ve çeşitli böcek grupları kullanılmaktadır. Bunlara ek olarak sivrisinek patojeni olan nematodlar, bakteriler, protozoanlar, fungi ve virüsler kullanılmaktadır (Becker ve diğerleri, 2010).
Ülkemizde sıtma vakalarının 20. yüzyılın sonlarına doğru yeniden artmasıyla birlikte ülkemizde sivrisinek mücadelesi için değişik yollar aranmaya başlanmıştır. Yaşam alanı sivrisinek larvalarının yaşam alanlarına uyumlu olan ve sivrisinek larvalarıyla beslenen sivrisinek balığı (Gambusia affinis) bu sorunun çözümü olarak ülkemize getirilmiş ve çeşitli göl ve akarsulara bırakılmıştır. Yüksek uyum ve geniş ekolojik toleransa sahip olan bu balık türü aradan yıllar geçmesine rağmen hala ülkemiz akarsularında rastlamak mümkündür (Aktürk, 2009).
Bakteriler her konuda olduğu gibi sivrisinek mücadelesi konusunda da insanların imdadına yetişmiştir. Bacillus thuringiensis var. israelensis bakterisinden elde edilen cryotoxinlerin sivrisinek larvaları üzerinde etkili olduğunun 1975’te keşfedilmesinin ardından sivrisinek mücadelesi farklı bir boyut kazanmıştır. İlerleyen yıllarda konuyla alakalı çalışmaların artmasıyla diğer Bacillus türlerinin de mücadelede kullanılabileceği fikri oluşmuş ve Bacillus sphaericus’un sivrisinek mücadelesinde etkili olduğu ortaya çıkmıştır (DeBarjac vd, 2012). Aynı sekilde Saccharopolyspora spinosa‘dan izole edilen spinosin ve bunun sentetik olarak üretilen türevleri olarak bilinen spinosad’da sivrisinek mücadelesinde yerini almıştır (Romi ve diğerleri, 2006).
Sivrisinek mücadelesinde bitkiler de kullanılmaktadır. Bitkilerden elde edilen özütlerin böcek öldürücü etkileri bu süre zarfında keşfedilmiştir. İnsektisidal aktiviteye sahip bilinen en önemli bitki neem ağacı (Azadiracta indica) dır (Yılmaz, 2019).
Genetik Mücadele - Günümüzde canlıların daha iyi tanınmaya başlanılmasıyla birlikte canlılarla mücadelede yeni yöntemler keşfedilmeye başlanılmıştır. Esasen 1960-1970 yıllara dayanan genetik kontrol laboratuvar şartlarında yetiştirilen kısır bireylerin doğaya salınması temeline dayanır. Bu yöntem sivrisineklerde laboratuvar şartlarında yetiştirilen erkek bireyler üzerine radyasyon veya çeşitli kimyasalların uygulanarak kısır hale getirilip doğaya salınmasına dayanır (Özcel ve Daldal, 1997; Doğan, 2015). Teorik olarak mantıklı bir temele dayanan bu yöntem ilk geliştirildiği yıllarda sivrisinek mücadelesinde sınırlı kalmıştır. Bu durumun ana sebebi laboratuvar koşulları altında yetiştirilen bireylerin doğada yaşamaya uyum sağlamakta güçlük çekmesidir. (Özcel ve Daldal, 1997). Son zamanlarda yaşanan vektörel kaynaklı hastalıkların artmasıyla birlikte, yöntemle alakalı çalışmalar tekrardan ele alınmaya başlanmıştır (Yılmaz, 2019). Genetik mücadelede kullanılan; sivrisineklerde kısırlığa neden olan Wolbacchia izolatlarının laboratuvar şartlarında yetiştirilerek doğaya salınması esasına dayanan bir diğer yöntem de günümüzde kullanılmaktadır (Werren ve diğerleri, 2008).
Kimyasal Mücadele
- Eski tarihlerden bu yana mücadelede en fazla kullanılan yöntem kimyasal savaşım yöntemidir. Kimyasal savaşımla alakalı olarak Antik Yunanlılar sülfür, Çin’de arsenik, Romalılar zamanında insan biti ile savaşmak için 'Hellebore', bitkisi kullanılmıştır (Kılıç, 2015). 1892 yılında İlk sentetik insektisit olan Dinitro-O-Cresol’(DNOC) keşfedilmiş ve böcek gruplarında kullanılmaya başlanılmıştır. 1939 yılında DDT’nin keşfi ise insektisit kullanımı için bir milat olmuştur. Özellikle sıtma vektörü olan Anopheles cinsi ve tifüse neden olan bit ve pire mücadelesinde uzun yıllar kullanılmış fakat dirence sebep olması nedeniyle yasaklanmıştır (Berg ve diğerleri, 2012). Gelişen teknoloji ve ilerleyen kimya bilimi ile birlikte, yeni insektisitler ve insektisit grupları keşfedilmiştir. Sivrisinek kontrolü için insektisit kullanımı çok eski tarihlerden günümüze kadar devam eden bir süreç olmuştur. Ancak insan ve hayvan sağlığına etkisi ile çevrede oluşturdukları olumsuz etkiler nedeniyle son 10 yılda kimyasal temelli insektisit kullanımı hızla azalmaya başlamıştır (Yılmaz, 2019).
"

Genel Giriş Yolu Bilgisi

"Aedes albopictus’un, saldırgan ve çok başarılı istilacı bir tür olarak yayıldığı bölgelerde gösterdiği yüksek baskınlığı, hızla artan popülasyon büyüklüğü ve göreceli bolluğu ile halk sağlığını tehdit etmesi, onu son yirmi yılda öne çıkan en önemli vektör sivrisinek türü haline getirmiştir. Anavatanı olan tropik ve subtropik bölgelerden, hızla Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Karayipler ve Orta Doğu’ya yayılmıştır. Günümüzde dünyadaki en başarılı istilacı sivrisinek türlerinden biri olarak görülmektedir (Benedict ve diğerleri, 2007; Scholte ve Schaffner, 2007; Reiter ve Sprenger, 1987).
Yüksek fenotipik plastisiteye sahip olmaları, soğuk ve kuru iklim şartlarına sahip, ılıman bölgelerde, kısa zamanda büyük popülasyonlar kurabilmelerini sağlamıştır (Nawrocki ve Hawley, 1987). Sıcak ve nemli tropikal bölgelerde yıl boyunca aktif olabilirken, ılıman bölgelerde kış aylarını, ergin diyapozunda geçirebilirler. Ilıman bölgelere yerleşmiş soyların yumurtalarının, tropikal bölgelerdeki sineklerin yumurtalarına göre soğuğa daha dayanıklığı olduğu bildirilmiştir (Hawley ve diğerleri, 1989)
. Hastalıkların yayılımında Aedes albopictus’un başka bir kilit rolü ise dişilerinin kan emme davranışının, diğer sivrisinek türlerinden daha farklı olmasıdır. Vektör, bir konakta kan emmesini tamamlamadan başka konaklara geçerek patojenlerin aktarımı sırasındaki köprü rolünü güçlendirmektedir (Doğan, 2015).
Aedes albopictus, farklı çevre koşullarına kolayca uyum sağlama yeteneği sayesinde uyum değerinin yüksek olması, insanlarla olan yakın ilişkisi ve üreme hızının diğer yakın ya da uzak sivrisinek türlerine göre rekabette daha fazla üstünlük sağlaması nedenleriyle kontrol altına alınması oldukça zor bir sivrisinek türüdür (Doğan, 2015). Yüksek uyum yeteneği sayesinde yeni lokalitelere hızlıca giriş yapabilir.
Türün yeni konumlara girişi ahşap olmayan kap ve ambalajlar, evsel atık, araçlar, bitki veya bitki kısımları ve su hattı üzerindeki gemi yapıları ile gerçekleştmektedir.
"

Notlar

Yetişken Asya kaplan sivri sineği araçlarda kör yolcular olarak seyahat etmekte ve bu nedenle ana trafik yollarında dağılım göstermektedir.

Referanslar

KONUMLAR

Asya Kaplan Sivri Sineği için dağıtım kaydı olan il veya denizler

Adi Açıklama #
1 Artvin Detay

ETKİ BİLGİSİ

"A. albopictus hem insan hem hayvanlardan kan emer. Kan emme davranışı genellikle alacakaranlık zamanlarda artsa da günün her saatinde gerçekleşir. Bazen ormandaki yaşam alanlarına girilmesi sonucunda da giren kişilere saldırır. Bu saldırı aynı zamanda ormanda yaşayan A. albopictus’un konaklarından insanlara hastalık bulaştırmasına da sebep olur. Bu özelliğinden dolayı ‘Orman sineği’ olarak da tanınmaktadır (Hawley, 1988).
A. albopictus çok hızlı üreme ve yayılma yeteneğine sahip olup, uygun olmayan iklim koşullarında bile uyum yeteneği yüksek olan bir tür olup, çeşitli hastalık patojenlerine vektörlük yaptığı bilinmektedir. Primer ve sekonder vektörü olduğu Chikungunya, Dang humması, Yellow Fever, Zika Virüsü gibi viral-kaynaklı hastalıklara neden olan patojenlerin vektörlüğünü yapmaktadır. Diğer taraftan, 2010’da yapılan bir çalışmada ise Usutu Virüsü’nün de olası vektörü olduğu ortaya çıkarılmıştır. Dünyanın birçok yerinde her yıl bu türün vektörü olduğu hastalık vakaları görülmektedir. Ayrıca, bu türün Dirofilaria immitis’inde vektörlüğünü yaptığı bildirilmiştir. A. albopictus’un bir konaktan kan emmesini tamamlamadan başka bir konağa geçmesi bu türü patojenlerin aktarılmasında ve hastalıkların yayılımında diğer vektör türlerden ayıran önemli bir özelliktir (Gratz, 2004; Calzolari ve diğerleri, 2010; Doğan, 2015).
"

KONUMLAR

MEKANİZMALAR

SONUÇLAR

  • Tarima zararli

YÖNETİM BİLGİSİ

"Kültürel Mücadele Yöntemi
-Entegre mücadelenin vektör mücadelesini yapacak olan görevli personelin yeterli bilgiye sahip olması ve halk desteğinin alınması çok önemlidir. Özellikle mücadele yapacak sağlık ve belediye çalışanlarına, öğretmenlere ve öğrencilere, vektör kaynaklı hastalıklar ve korunma yolları hakkında bilgi verilmelidir. Bununla ilgili eğitim ve seminerler düzenlenmeli, halkı bilgilendirici afiş ve broşürler tasarlanarak dağıtılmalıdır. Radyo/televizyon ve internet üzerinden kamu spotu gibi yayınlar yapılarak toplumun konuyla ilgili bilgi ve farkındalığı arttırılmalıdır (Alten ve Çağlar, 1998; Ser ve Çetin, 2016; Arat, 2019).
Mekanik Mücadele
- Bu mücadele yönteminde sivrisineklerin yaşam alanlarının yok edilmesi amaçlanır. Bu yöntemin uygulanması larval yaşam alanları ve yumurtlama alanlarının yok edilmesi seklinde gerçekleşir. Bu maksatla insan yaşam alanlarının yakınlarındaki atık su birikintilerinin kapatılması, su birikintilerinin olduğu ya da su birikmesi muhtemel alanların yok edilmesi seklinde gerçekleşir. (Özcel ve Daldal, 1997; Yılmaz 2019).
Ergin sivrisinek kontrolünde yapılabilecek en iyi mücadele sivrisineklerin dinlenme alanlarının düzenlenmesidir. Özellikle sivrisineklerin kışlama için kullandıkları alanların düzenlenmesi hem bir sonraki yıl içinde popülasyon seviyesinin düşürülmesinde hem de sivrisineklerin taşıdıkları hastalıkların yok edilmesinde etkili olmaktadır (Yılmaz 2019).
Sivrisineklerin üremelerinde ana etken olan kan emme davranışını yok etmek ya da en aza indirmek de aynı zamanda sivrisineklerin kontrolünde anahtar rol oynamaktadır. Sivrisineklerin yaşam alanlarına girmelerini engellemek maksadıyla kapı, pencere gibi alanlar telle uyurken insanlardan kan emmesini engellemek için yatakların üzeri cibinlikle kapatılabilir. Ayrıca vücudu tamamen örten giysiler giymek de, sivrisineklerin kan emmesini en aza indirecektir. Bununla birlikte sivrisineklerin hortum yapısından ötürü elbise üzerinden de kan emebilmesi göz önüne alındığında, elbiselerin üzerine kovucu etkili ajanların püskürtülmesi sivrisineklerin kan emmesini önemli derecede engelleyebilir. Ayrıca Aedes türleri gibi alaca karanlık ya da karanlık ortamlarda beslenmeyi seven türlerden korunmak için akşam saatlerinde dışarıda durulmaması da kan emmelerini engelleme konusunda etkili olur (Özcel ve Daldal 1997; Alten ve Çağlar, 1998; Yılmaz 2019).
Biyolojik Mücadele
- Biyolojik mücadelede ana amaç türün doğal düşmanları kullanılarak sivrisinek popülasyonunun azaltılmasıdır. Sivrisineklerin predatörü olan, salgıladıkları kimyasallarla sivrisinekleri öldüren ya da uzak tutan ve sivrisineklerin hasta olmalarına neden olan canlılar kullanılmaktadır (Demirtaş, 2017).
Sivrisinek kontrolünde kullanılan predatörler olarak, omurgalı canlılar arasında balıklar, kuşlar ve memelilerden yarasa, omurgasız olarak hidra, yassı solucanlar, tatlı su salyongozu, sülükler, örümcekler ve akarlar, kabuklular ve çeşitli böcek grupları kullanılmaktadır. Bunlara ek olarak sivrisinek patojeni olan nematodlar, bakteriler, protozoanlar, fungi ve virüsler kullanılmaktadır (Becker ve diğerleri, 2010).
Ülkemizde sıtma vakalarının 20. yüzyılın sonlarına doğru yeniden artmasıyla birlikte ülkemizde sivrisinek mücadelesi için değişik yollar aranmaya başlanmıştır. Yaşam alanı sivrisinek larvalarının yaşam alanlarına uyumlu olan ve sivrisinek larvalarıyla beslenen sivrisinek balığı (Gambusia affinis) bu sorunun çözümü olarak ülkemize getirilmiş ve çeşitli göl ve akarsulara bırakılmıştır. Yüksek uyum ve geniş ekolojik toleransa sahip olan bu balık türü aradan yıllar geçmesine rağmen hala ülkemiz akarsularında rastlamak mümkündür (Aktürk, 2009).
Bakteriler her konuda olduğu gibi sivrisinek mücadelesi konusunda da insanların imdadına yetişmiştir. Bacillus thuringiensis var. israelensis bakterisinden elde edilen cryotoxinlerin sivrisinek larvaları üzerinde etkili olduğunun 1975’te keşfedilmesinin ardından sivrisinek mücadelesi farklı bir boyut kazanmıştır. İlerleyen yıllarda konuyla alakalı çalışmaların artmasıyla diğer Bacillus türlerinin de mücadelede kullanılabileceği fikri oluşmuş ve Bacillus sphaericus’un sivrisinek mücadelesinde etkili olduğu ortaya çıkmıştır (DeBarjac vd, 2012). Aynı sekilde Saccharopolyspora spinosa‘dan izole edilen spinosin ve bunun sentetik olarak üretilen türevleri olarak bilinen spinosad’da sivrisinek mücadelesinde yerini almıştır (Romi ve diğerleri, 2006).
Sivrisinek mücadelesinde bitkiler de kullanılmaktadır. Bitkilerden elde edilen özütlerin böcek öldürücü etkileri bu süre zarfında keşfedilmiştir. İnsektisidal aktiviteye sahip bilinen en önemli bitki neem ağacı (Azadiracta indica) dır (Yılmaz, 2019).
Genetik Mücadele - Günümüzde canlıların daha iyi tanınmaya başlanılmasıyla birlikte canlılarla mücadelede yeni yöntemler keşfedilmeye başlanılmıştır. Esasen 1960-1970 yıllara dayanan genetik kontrol laboratuvar şartlarında yetiştirilen kısır bireylerin doğaya salınması temeline dayanır. Bu yöntem sivrisineklerde laboratuvar şartlarında yetiştirilen erkek bireyler üzerine radyasyon veya çeşitli kimyasalların uygulanarak kısır hale getirilip doğaya salınmasına dayanır (Özcel ve Daldal, 1997; Doğan, 2015). Teorik olarak mantıklı bir temele dayanan bu yöntem ilk geliştirildiği yıllarda sivrisinek mücadelesinde sınırlı kalmıştır. Bu durumun ana sebebi laboratuvar koşulları altında yetiştirilen bireylerin doğada yaşamaya uyum sağlamakta güçlük çekmesidir. (Özcel ve Daldal, 1997). Son zamanlarda yaşanan vektörel kaynaklı hastalıkların artmasıyla birlikte, yöntemle alakalı çalışmalar tekrardan ele alınmaya başlanmıştır (Yılmaz, 2019). Genetik mücadelede kullanılan; sivrisineklerde kısırlığa neden olan Wolbacchia izolatlarının laboratuvar şartlarında yetiştirilerek doğaya salınması esasına dayanan bir diğer yöntem de günümüzde kullanılmaktadır (Werren ve diğerleri, 2008).
Kimyasal Mücadele
- Eski tarihlerden bu yana mücadelede en fazla kullanılan yöntem kimyasal savaşım yöntemidir. Kimyasal savaşımla alakalı olarak Antik Yunanlılar sülfür, Çin’de arsenik, Romalılar zamanında insan biti ile savaşmak için 'Hellebore', bitkisi kullanılmıştır (Kılıç, 2015). 1892 yılında İlk sentetik insektisit olan Dinitro-O-Cresol’(DNOC) keşfedilmiş ve böcek gruplarında kullanılmaya başlanılmıştır. 1939 yılında DDT’nin keşfi ise insektisit kullanımı için bir milat olmuştur. Özellikle sıtma vektörü olan Anopheles cinsi ve tifüse neden olan bit ve pire mücadelesinde uzun yıllar kullanılmış fakat dirence sebep olması nedeniyle yasaklanmıştır (Berg ve diğerleri, 2012). Gelişen teknoloji ve ilerleyen kimya bilimi ile birlikte, yeni insektisitler ve insektisit grupları keşfedilmiştir. Sivrisinek kontrolü için insektisit kullanımı çok eski tarihlerden günümüze kadar devam eden bir süreç olmuştur. Ancak insan ve hayvan sağlığına etkisi ile çevrede oluşturdukları olumsuz etkiler nedeniyle son 10 yılda kimyasal temelli insektisit kullanımı hızla azalmaya başlamıştır (Yılmaz, 2019).
"

KONUMLAR

YÖNETİM KATEGORİSİ